Bağımsız Milliyetçi, Ülkücü, Türkçü Site
21 Agustos 2017
Hepiniz birer Türk Bayrağı'sınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ
Ana Sayfa     İletişim       Biz Kimiz?       Site Yazarlığı       Etkinlikler       Tarihte Bugün    
MİLLÎ AKADEMİ
Prof. Dr.
Ramazan Özey

Kültürel Yozlaşma ve Kültürsüzleşme
AYDINLAR OCAĞI
Prof. Dr. Ahmet Çolak
TÜRKE DÜŞMANLIKLARININ SOSYO-PSİKOLOJİK ANALİZİ
MİLLÎ MÜNEVVER
Behiç Çelik
Türk Dünyası ve Yerel Yönetimler
İLİM PENCERESİ
Prof. Dr. Acar Sevim
Yeni üniversite öğrencilerinin durumu
GÜNCEL OLAYLAR

Gazeteci
rdurmus44@gmail.com

1915’ten 2015’e 1 asırın hikayesi...

Çanakkale’de imanın ve aldananların hikayesi

Çanakkale, dillerden düşmeyen destan...
1915’ten 2015’e tam bir asır geçti... Kapkaranlık tarih kıvılcımları arasında Çanakkale de tartışılıyor hala...
Ama birileri 1915 Çanakkale’sinin bir daha dönmemek üzere gidenlerin kanlarıyla yazdıkları tarihi konuşacağına zihin bulandırmaktan başka bir şey yapmıyorlar.
Gidip de dönmeyenlerin hikayesi elbette Çanakkale... Türk’ün yetişmiş insan gücünün, o büyük asil ruhun Haçlı Orduları karşısında vatan için şahadete kavuştuğu asrın savaşı...
Ne diyor Mehmet Akif;
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar.
Bu yazıda en şerefli kahramanlarımızı, Çanakkale Şehitlerimizi sizlere hatırlatmak için buradayız.
1915, Birinci Dünya Savaşı… Osmanlı Devleti dünyanın en büyük devletleri ile mücadele ediyor. İngiltere, Fransa ve Rusya beraberinde getirdikleri binlerce kandırılmış sömürge askeriyle asrın Haçlı Seferinde... Hedef belli; Türk milleti bu topraklardan atılacak.
Öyle ya gemileriyle, toplarıyla ve tüfekleriyle gelenler Türk’ün azminden ve imanından bihaber...
Günümüzde Çanakkale anmalarına baktığımızda ne acı İngiliz oyunuyla taa Avustralya’dan gelen kandırılmış insanların yakınlarının etkinlikleri bizim kutlamalarımızı gölgede bırakıyor.
Hürriyet aşkının sömürge yanlılarına tokat gibi cevap verdiği Çanakkale’nin bir asrı bulan Çanakkale’nin yıldönümünde Türk’e kurşun sıkmanın, kandırılmışlığın pişmanlığını pazusundaki Türk bayrağı dövmesi ile gideren bir Anzak’ın, “Anzak Ömer”’in hikayesini dikkatlerinize sunmak istedik.
Türk olmanın nasıl bir şey olduğunu unutanlara hatırlatmak için, Türk olmanın tadına varmak için, lütfen okuyun.
Anzak Ömer'in hikayesi 1957 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden Dr. Ömer Muşluoğlu Beyin, görev yaptığı hastanede başından geçen çok enteresan bir hadise...
Şöyle anlatıyor bu anlamlı hayat hikayesini:
Amerika 'ya gittiğim ilk yıllar.. New York'da Medical Center Hospital'da görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi işler... Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor. Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum. Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam, tahminen yetmiş beş yaşlarında...
-Kan vereceğim kolunuzu açar mısınız? dedim.
Adamcağız kanserdi ve aynı zamanda kansızdı. Kolunu açtım, baktım pazusunda bir Türk bayrağı dövmesi... Çok ilgimi çekti, kendisine sormadan edemedim:
-Siz Türk müsünüz?
-Kaşlarını yukarıya kaldırarak “Hayır” manasına bir işaret yaptı.
-Ama ben hala merak ediyorum. Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir?
-Aldırma öylesine bir şey işte, dedi.
Ben yine ısrarla:
-Fakat benim için bu çok önemli, çünkü bu benim milletimin bayrağı, benim bayrağım...
Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde sordu:
-Siz Türk müsünüz?
-Evet Türk'üm...
İhtiyar gözlerime tanıdık bir göz arıyor gibi baktı. Anlatmaya başladı:
-Yıl 1915. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de. Orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben, Avustralya Anzaklarındanım. İngilizler bizi toplayıp dediler ki:
-Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda. Birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemli.
Biz de inandık sözlerine ve savaşmak isteyenler arasına katıldık. Beynimizi yıkayan İngilizler Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale'ye sevk etti. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler, orada birkaç ay talim gördük, sonra da alıp Çanakkale'ye getirdiler.
GECEYİ GÜNDÜZE ÇEVİREN GÜLLELER
Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor, gökyüzünde havai fişekler gibi geceyi gündüze çeviriyordu. Her taarruzda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer bu barbarlıktan değil, kalplerindeki vatan sevgisindenmiş...
Karaya çıktık; taarruz edeceğiz ama Türkler bizi püskürtüyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz, bizi gene püskürtüyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz.
YEDİĞİ DİPÇİKLE GERÇEĞİ ÖĞRENİYOR
Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmişim. Gözlerimi açtığımda kendimi yabancı insanların arasında buldum. Nasıl korktuğumu anlatamam. İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya... Ama dikkat ettim, bana hiç de öfkeli bakmıyorlar, yaralarımı sarmışlar. İyice kendime gelince bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şok olmuştum doğrusu.
Dedim ki kendi kendime:
-Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler, ama öldürmüyorlar... Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi. Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler.
Türkler biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla “Yazıklar olsun bana” dedim. Böyle asil insanlarla ben niye savaşıyorum, niye savaşmaya gelmişim?
Bu İngiliz milleti ne yalancıymış, ne kadar Türk düşmanıymış' diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce.
Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. İşte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu Türk bayrağı dövmesini yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte...
Devam ediyordu konuşmasına Anzak:
-Talihin cilvesine bakın ki, o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarf eden bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya'dan Amerika'ya gelirken bir Türk’le karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar, buna bütün kalbimle inanıyorum. Peşinden nemli gözlerle
-Bana adınızı söyler misiniz? dedi.
"Ömer" cevabını verdim.
Merakla tekrar sordu:
-Peki niçin Ömer ismini vermişler sana?
-Babam Müslümanların ikinci halifesinin isminden ilham alarak bana Ömer adını vermiş.
-Senin adın Müslüman adı mı?
-Evet, Müslüman adı deyince yüzüme baktı, doğrulmak istedi. Onun yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki:
-Benim adım şimdiye kadar Josef Miller idi, şimdiden sonra "Anzak Ömer" olsun.
 -"Olsun" dedim.
-"Peki doktor beni Müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu?"
Şaşırdım, nasıl da birdenbire Müslüman olmaya karar vermişti. Meğer o bunu hep düşünüyormuş da kimseyle konuşup soramadığı için gerçekleştirememiş.
-"Tabii" dedim. "Müslüman olmak çok kolay..." Sonra kendisine imanın ve İslam'ın şartlarını anlattım, kabul etti. Hem kelime-i şahadet getiriyor, hem de ağlıyordu. Mırıldandı:
-Siz Müslümanlar tespih çekersiniz, bana da bir tespih bulsan da ben de yattığım yerden tespih çekerek Allah'ımı ansam olur mu?
Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Hakk'ı zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Hemen bir tespih bulup kendisine getirdim. Hasta yatağında tespih çekiyor, biz de tedavisiyle ilgileniyorduk. Bir gün yanına gittiğimde samimi bir şekilde rica etti.
-Beni yalnız bırakma olur mu dedi.
-Ne gibi Ömer amca diye sordum.
Şöyle dedi:
-Ara sıra gel de bana İslamiyet'i anlat! Sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor.
O günden sonra her gün yanına gittim, bildiğim kadarıyla dinimizi anlattım. Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum, hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum;
"Doktor Ömer, lütfen 217 numaralı odaya gidin!”
Hemen yukarı çıktım. Ömer amcanın odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi: Sağ elinde tespih, açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayrağı, göğsünde imanı ile koskoca Anzak Ömer son anlarını yaşıyordu. Hemen başucuna oturdum, kendisine kelime-i şahadet söylettirdim, o şekilde kucağımda ruhunu teslim etti.
Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk Milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu. Ne yalan söyleyeyim, ağladım.
Madem ki; düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve adil Türkler var, üzerinde hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir güneş ülke neden vücut bulmasın...
***
Yine Akif’in dörtlüğüyle bir asrı geride bırakan Çanakkale gerçeklerine nokta koyalım;
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ,
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.



* Yazarlarımız, yazılarına ait her türlü sorumluluğun kendilerine ait olduğunu kabul etmişlerdir.

GÜNCEL OLAYLAR

Ramazan Durmuş
Çanakkale’de imanın ve aldananların hikayesi

ORTAK AKIL

Tevhit Gülseven
Siyaset Yapmak ve MHP!

KİTAP-KÜLTÜR

Alp Tümen Arslan
FIRAT TANRIDAĞI’NDA

YENİ UFUKLAR

Halis Demiray
MHP’NİN HALLERİ DÜŞÜNDÜRÜYOR

KÜRESEL BAKIŞ

Dr. Muhsin İdikut Kadıoğlu
İlk ve Büyük Bir Turancı: Ali Bey Hüseyinzâde Turan

BUDAPEŞTE'DEN

Osman Şahbaz
Macaristan ve Türkiye Aynı Hedefe Koşuyor

DÜŞÜNCE GÜNLÜĞÜ

Şenay Bayır
Nazenin bahçelerde dolaşmak… Nereye kadar?
Copyright © 1998 - 2017 | Bağımsız Milliyetçi, Ülkücü, Türkçü Site
ulkucusite@gmail.com