Bağımsız Milliyetçi, Ülkücü, Türkçü Site
21 Agustos 2017
Biz, her yeni güne Turan'a doğan güneşle başlıyoruz
M. Kadıoğlu
Ana Sayfa     İletişim       Biz Kimiz?       Site Yazarlığı       Etkinlikler       Tarihte Bugün    
MİLLÎ AKADEMİ
Prof. Dr.
Ramazan Özey

Kültürel Yozlaşma ve Kültürsüzleşme
AYDINLAR OCAĞI
Prof. Dr. Ahmet Çolak
TÜRKE DÜŞMANLIKLARININ SOSYO-PSİKOLOJİK ANALİZİ
MİLLÎ MÜNEVVER
Behiç Çelik
Türk Dünyası ve Yerel Yönetimler
İLİM PENCERESİ
Prof. Dr. Acar Sevim
Yeni üniversite öğrencilerinin durumu
KÜRESEL BAKIŞ

kadioglum9@gmail.com

“Ümit ederiz ki, Hüseyinzâde’nin “ülkücü tavrı” örnek alınır ve en önemlisi Türk Dünyası’nın “ziyalıları” onun vasiyetini bir mukaddes emanet gibi benimser ve tahakkukuna çalışır ve nihayetinde Türk Birliği’nin sağlam şekilde gerçekleşmesine gayret ederle

İlk ve Büyük Bir Turancı: Ali Bey Hüseyinzâde Turan

İstanbul Türk Ocakları’nın 100. Yıl armağanı olarak Ganire Paşayeva ve Azer Turan tarafından hazırlanan çok değerli kitapta Türkiye’de maalesef yeterince tanınan bir şahsiyet olmayan Ali Bey Hüzeyinzade Turan, Türk okurlarına hatırlatılmıştır.

Özellikle kendini “Türkçü” ve Turancı” olarak tanımlayan herkesin bilmesi, tanıması gereken bu mümtaz şahsiyetle İstanbul Türk Ocakları’nın çabası sayesinde tanışmak son derece sevindirici...

Kitabın tanıtım sayfasında verilen “Türk Dünyası için büyük ehemmiyet kazanan Türkleşmek, İslamlaşmak ve Avrupalılaşmak akımının yaratıcısı dâhi şahsiyet, filozof, gazeteci, şair, ressam, doktor, yayıncı Ali Bey Hüzeyinzâde’nin hayatı ve akademik-sosyal faaliyetlerinin başlıcaları incelenmiştir” özet bilgi, son derece özetleyici olmuştur.

Bu kitapta, Türkiye’deki Turancıların fazlaca bilmedikleri bazı hususları öğrenmek mümkündür. Örneğin 1. Dünya Savaşı sırasında Prof. Dr. Yusuf Akçura, Kırımlı Esat ve Buharalı Mukimiddin ile Ali Bey Hüzeyinzâde “Turan Heyet-i Murahhası” kurmak sureti ile Avrupa’ya bir seyehat gerçekleştirmişler. Bu seyehatte Türklük lehine propaganda ve Türklüğün siyasi haklarını müdafaa etmek için pek çok yerde konferanslar vermişler, Ermeni propagandalarına karşı Türkleri savunmuşlar.

Yine bu kitaptan öğrendiğimize göre Ali Bey Hüzeyinzâde, Türklük ve Türkçülüğe dair ilk yazılarını 1904 yılında Mısır’da çıkan “Türk” gazetesinde “A. Turanî” imzası ile yayınlamış. Hemen hiç bir milliyetçi kuruluşta 1904 yılında Mısır’da çıkan “Türk” gazetesinin olmaması, bu gazete üzerine yüksek lisans ve doktora çalışmalarının yaptırılmamış olması en büyük eksikliklerimizdendir.

Ali Bey Hüzeyinzâde’nin dedeleri 71 yıl süreyle Güney Kafkas Müslümanlarının ruhanî idaresinin başı olmuş, “Ali tariki üzere Müslüman Ruhanî Mektebi”nin kurucuları olmuşlardır.

Kitapta günümüzde de zaman zaman gündeme gelen hususlarla ilgili tarihi tartışmaları da bulabiliyorsunuz. Örneğin, hürriyetini kazanan Türk cuhuriyetlerinde yaşayan Türkçülerin neden hala eski soyadlarını kullandıkları sıkça gündeme gelmektedir. Bu konuyla ilgili olarak kitapta aktarılan bilgileri paylaşmak yerinde olacaktır:

“Kafkas Türkleri’nin Molyer’i olan güldürü yazarı Mirza Feteli Ahundov’a “Adının başında Mirza var” veya “Sonrasında –ov var” diye Acem, Acemleşmiş veyahut Ruslaşmış nazarıyla bakıp tanımamak, takdir etmemek, Türk olduğunu, Türkçe yazdığını, Türklere hizmette bulunduğunu bilmemek... İşte ayıplanacak hâller.”

Umulur ki, bizler 100 yıl öncesinde yaşanan tartışmaları günümüze va yarına taşımayalım. Fikir atmosferimizde sorun görülen şeyleri tek tek çözerek yeni sorunlara odaklanalım.

Ali Bey Hüzeyinzâde’nin hayatında Lenin’in kardeşi Ulyanov’la üniversite arkadaşı olmak, 1905-1907 yılları arasında baş redaktör olduğu gazete yakınında çalışan bir terzi kıza aşık olan Stalin’in sıklıkla ziyaretine gelmesi gibi devreler de vardır.

Kitapta yer alan şu ifadeler hayli dikkat çekici: “ Atatürk’ün şöyle bir itirafı var: “Etimin ve kemiklerimin babası Ali Rıza Efendiyse, fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir.” Yusuf Akçura ise, Ali Bey Hüzeyinzâde’nin şairâne Turancılığı, 1908’den sonra İstanbul’da diğer Turancıları, başta Ziya Gökalp’i yaratmıştır” diyor. “Anlaşılıyor ki, Atatürk’ün fikirleri Türkiye’yi, Atatürk’ün fikirlerini Ziya Gökalp, Ziya Gökalp’i ise Ali Bey Hüzeyinzâde yaratmıştır!”

1892 yılında Turan imzası ile yazmaya başlayan Ali Bey Hüzeyinzâde, ilk Turan şiirinin müellifi olması yanında bu şiirle adeta Turancılığın manifestosunu ortaya koymuştur. Umulur ki, kendini Turancı addedenler Ziya Gökalp’in “Turan” şiiri, “Panturanizm mefkûresinin ilk tecellisi” dediği bu şiiri ezbere okusun ve bu şiirin ruhuna uygun davransınlar.

Ali Bey Hüzeyinzâde, Soyadı kanunu çıktığında daha önce “Turanî” yazmış olmasına rağmen, “Turanî adından nispet “i”sini kaldırarak”, “mefkûresine sadakatinin ifadesi” olarak “Turan” soyadını seçmişti.

İttihat ve Terakki, Türk Ocağı gibi kuruluşların kuruluşlarında sessizce yer alan Ali Bey Hüzeyinzâde için Ziya Gökalp, “Bu sessiz sedasız inkilâpçının telkinleri, irşatları sayesinde “İttihad-ı Osmanî” cemiyeti, tam yeni mefkûreli cemiyete çevrilmişti” demek suretiyle fikri kudretini teslim etmiştir.

Ali Bey Hüseyinzâde, “Müslümanlar ve bilhassa Türkler, her nerede olursa olsun; ister Osmanlı’da, ister Türkistan’da, ister Baykal gölünün etrafında veya Karakurum civarında olsun, birbirlerini tanıyacak, sevecek. Şialık ve daha bilmem ne sebeplerle mezhep taassubunu azaltıp “Kur’an-ı Kerim”i anlatmaya gayret edecek. Dinin esasının “Kur’an” olduğunu bilecek olurlarsa yetmez mi?” demitir. 2014’te Irak ve Suriye’de mezhabe dayalı çıkan çatışmaları hatırladığınızda Ali Bey Hüzeyinzâde’nin haykırışında ne denli haklı olduğu açıklıkla ortaya çıkmıyor mu?

Rus yazarlarından Doroseviç’in Kazak atlarına dair alaycı eserinden esinlenerek İslam ve Türk Dünyası için Siyaset-i Füruset adlı alaylı ve hicivli eserini(s. 44) kaleme alan Ali Bey Hüzeyinzâde, zeka eseri bir tenkit yapılabileceğini ve fikire karşı fikirle durabileceğini de kanıtlamıştır.

Turan fikrinin başarıya ulaşması için “Fedai lazımdır, Fedai! Üste sıçrayan pisliklerden korkmayan Fedai” diye haykıran Hüseyinzâde’nin, “Türk kanlı, Müslüman itikatlı, Frenk fikirli, Avrupa kıyafetli fedai!”(s.51) şeklindeki ifadeleri hiç şüphe yok ki, Ziya Gökalp’in “Türk Milletindenim, İslam Ümmetindenim, Garp Medeniyetindenim” ya da “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” fikrinin esasını oluşturmuştur. Ancak Ziya Gökalp, “yalvaç” lakabını verdiği Hüseyinzâde’nin fikirlerindeki boşluğu doldurmak sureti ile Batı’nın “medeniyet”i ile “kültür”ü arasından “medeniyet”i tercih etmiş; kültürün ise millî olmasına ve millî kalması gerektiğine kalmasına vurgu yapmıştır.

Ali Bey Hüseyinzâde, Rusya’daki 1879 nüfus sayımında Rusların Türk nüfusu az göstermek için çeşitli çabalara giriştiğini açıklıkla ortaya koyan bir alimdir. Buna rağmen Rusyada’ki Türk nüfusu 1879 yılında 24 milyon çıkmıştır. Ali Bey Hüseyinzâde, Rusların Türkler üzerindeki olumsuz faaliyetlerine rağmen, Rus edebiyatının Rusya Türkleri üzeindeki olumlu etkisinden söz etmesinde olduğu gibi Rus-Türk ilişkilerinde olumlu olan husussları dile getirmekten de çekinmemiştir.

Eserin en dikkati çeken paragraflarından biri, Ali Bey Hüseyinzâde ve arkadaşlarının ABD Başkanı Wilson’a telgraf gönderilerek Rusya Türkleri için yardım istenmesidir. Eserde bu çaba şöyle anlatılır (s. 65):

“18 Mayıs 1916’da Ali Bey Hüseyinzâde, Yusuf Akçura, Abdurreşit İbrahim ve Ahmet Ağaoğlu tarafından ABD devlet başkanı Wilson’a telgraf gönderildi. Telgrafta onlar ABD başkanından Rusya Müslümanlarının hukuklarını müdafaa etmek için kendi şahsi nüfuzundan istifade etmesini rica ediyor ve “Bize yardıma gelin. Bizi mahvolmaktan koruyun” diye ricalarda bulunuyorlardı.”

Kitapta bu çabanın hiç bir komplekse girilmeden açıkça verilmiş olması önemlidir. Çünkü, bazı zamanlarda “yanlış anlamayı önlemek” gibi ulvi bir emelin arkasına sığınılarak gerçekler saklanıyor. Gençler, belli bir yaşa geldiklerinde gerçeklerle yüz yüze kalınca fikirlerine olan inançları ve sadakatleri sekteye uğruyor. Hiç şüphesiz ki, Rusya Türklerinin ve Müslümanlarının durumu 1916 şartları aynıyla ortaya çıkmadan gerçekçi şekilde değerlendirilemez. Bu ilmî gerçeği bilen herkes, yargısını ona göre verecektir.

Diğer taraftan kitap,  kurulan “Turan heyeti” aracılığı ile Rusya Türklerinin ve Müslümanlarının sorunlarının Avrupa’da anlatıldığını da bizlere öğretiyor. Üstelik “Turan heyeti”nin 1916’da Zürih’te Lenin ile görüştüğünü ve Lenin’in “Biz iktidara gelirsek, sizin istediğiniz hukuk fazlasıyla temin edilecektir” dediğini..

Kitap bize Ali Bey Hüseyinzâde’nin kişisel arşivinin bir bölümünün Ege Üniversitesi’ne, bazı değerli çalışmalarının da İstanbul Üniversitesi arşivine bağışlandığını da öğretiyor.

1926 yılında Bakü’de yapılan 1. Türkoloji Kongresi’nde Ali Bey Hüseyinzâde’nin tuttuğu notları okuyunca, çeşitli kongrelere katılan onlarca ilim adamı arasında böylesine notlar tutan kaç kişinin olduğunu düşünüyor insan... Bu kongrede konuşan Sabaşkin’in “Bilmiyordum hangi millettendim. Başkalarıyla temasa geçtikten sonra anladım ki, ne Kalmık’ım, ne Moğol’um, dosdoğru Türk’üm”(s.86) demesi, ilim adamlarını bile derinden etkileyecek kadar ilmî bir kongre düzenlediklerini göstermektedir.

Zamanımızda da sıklıkla dile gelen konulardan biri, halkın tercihlerinin neden millî nitelikte olmadığıdır. Oysa bunun için halka inmek ve halkı bilgilendirmek gerekmektedir. Bu hususta Ali Bey Hüseyinzâde,  “Hata ederek zannetmiştim ki, doğrudan doğruya yükseğe müracaat etmek yeterlidir. Hayır, evvela aşağılara inmek lazımdı. Bunu benden sonrakiler yaptılar” demektedir (s. 92).

“Halka inmedikçe yükselmez! Evvela halka, köylüye, ameleye velhasıl büyük kitleye kadar inmeli. Sonra, bunlarla beraber yükselmeye çalışmalıdır.” Bu görüş de daha sonra Ziya Gökalp tarafından tekrarlanmış, Gökalp aydınların hem “millî kültür unsurlarını öğrenmek”, hem de “medeniyet götürmek” için iki temel sebeple “halka gitmesi” gerektiğini dile getirmiş; bu nedenle olmalı, çıkardığı derginin adını da “Halka Doğru” koymuştur.

Ali Bey Hüseyinzâde ve arkadaşlarının muhabbet faslında bile “vatan” terennüm etmeleri hakikaten göz yaşartan bir durumdur. Bir muhabbet faslında Fuzulî’nin “Penbe-yi dağ-ı cünun içre nihandır bedenim” gazeli yürekten ve yanık sesle okunurken gazelin sonundaki

“Edemem terk Fuzulî, ser-i kûyın yârin

Vatanımdır, Vatanımdır, Vatanımdır, Vatanım!”

Dizeleri söylendiğinde Hüseyinzâde gözyaşlarını tutamamış(s. 94-95) ki, bu ne güçlü bir vatan sevdasıdır. Allah keşke herkese nasip eylese...

Günümüz Türkiyesinde kendini entellektüel sananlar bile “Tıp terimlerinin Türkçeleştirilmesi”nden söz etmezken, Hüseyinzâde’nin bu alanda da çaba göstermiş olmasını takdir etmemek, gerçekten bu büyük insana büyük bir vefazsızlık olur.

Herhalde bu çalışmayı en güzel şekilde İstanbul Türkocağı Başkanı Dr. Cezmi Bayram’ın önsözde işaret ettiği heefleri tekrarlayarak bitirebiliriz:

“Ümit ederiz ki, Hüseyinzâde’nin “ülkücü tavrı” örnek alınır ve en önemlisi Türk Dünyası’nın “ziyalıları” onun vasiyetini bir mukaddes emanet gibi benimser ve tahakkukuna çalışır ve nihayetinde Türk Birliği’nin sağlam şekilde gerçekleşmesine gayret ederler.”



* Yazarlarımız, yazılarına ait her türlü sorumluluğun kendilerine ait olduğunu kabul etmişlerdir.

GÜNCEL OLAYLAR

Ramazan Durmuş
Çanakkale’de imanın ve aldananların hikayesi

ORTAK AKIL

Tevhit Gülseven
Siyaset Yapmak ve MHP!

KİTAP-KÜLTÜR

Alp Tümen Arslan
FIRAT TANRIDAĞI’NDA

YENİ UFUKLAR

Halis Demiray
MHP’NİN HALLERİ DÜŞÜNDÜRÜYOR

KÜRESEL BAKIŞ

Dr. Muhsin İdikut Kadıoğlu
İlk ve Büyük Bir Turancı: Ali Bey Hüseyinzâde Turan

BUDAPEŞTE'DEN

Osman Şahbaz
Macaristan ve Türkiye Aynı Hedefe Koşuyor

DÜŞÜNCE GÜNLÜĞÜ

Şenay Bayır
Nazenin bahçelerde dolaşmak… Nereye kadar?
Copyright © 1998 - 2017 | Bağımsız Milliyetçi, Ülkücü, Türkçü Site
ulkucusite@gmail.com